25 Ağustos 2010 Çarşamba

Simit Sıcak Simmiiiit

Simidin Tarihçesi


Ramazan geldiğinde en çok sevindiğim olaylardan biridir iftar sonrası çay,peynir ve simit ile yaptığımız küçük ziyafet…Geçen akşam balkonda simitçinin gelmesini beklerken oturup birde nereden geliyor bu simit diye küçük bir araştırma yaptım ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Simidin tarihi tahmini 600 yıl öncesine dayanmaktadır.Eğer simidin dünyanın başka neresinde olduğunu merak ediyorsanız,başka bir ülkede olmadığını görürsünüz.



Simidin Osmanlıdaki serüveni 14.yüzyıla kadar dayanmaktadır.Bu yüzyıllarda sultan sofralarında ,saray mutfağında da yerini almayı başarmıştır.Aslında simit bir bakıma saraylı idi.



Hekim Bereket Türkçe el yazması tıp kitabı olan Tufet-i Mubariz adlı eserinin son kısmında Tabiat Name bölümünde yemek çeşitlerinden ve hamur işlerinden bahsederken simitten de bahsetmektedir.

Yeniçerilerin bir kolu olan “Sekban Sınıfı”na ait fırınlarda çalışmak üzere işe başlayanlara simitçi denmekte, saray fırınında “Simitçi Ustası” adı ile çalıştırılan ustalar bulunmakta idi. Görüldüğü üzere

yeniçeriler simidi bolca tüketmişlerdir.



Evliya Çelebinin seyahatnamesinden İstanbul’da simitçilerin 70 fırında, toplam 300 nefer olarak çalıştığını, bunlardan kimisinin de bağlı olduğu fırınların çırakları olarak fırın hesabına çalıştıklarını öğreniyoruz.

Ancak, simitçilerin “Simitçiler, Ekmekçi ve Börekçiler” adıyla dernek kurmaları, 10 Haziran 1910 tarihinde gerçekleşiyor.



XIV. Yüzyılda Osmanlıda simit çeşitli vesilelerle karşımıza çıkıyor. Örneğin Avrupalı ressamlar eserlerinde simit ve simitçilere sıkça yer vermişlerdir. Bunlardan en ünlüsü İtalyan ressam Giovanni Birindesi’dir.

Abdül Mecit devri İstanbul’unu anlatan gravürlerinin pek çoğunda simitçiler bulunmaktadır. Diğer bir ressam ise yağlıboya “Simit Satıcısı” tablosunu da resmeden Warwick Goble’dır.



Simit’in hayatımızdaki yeri sadece II. Dünya Savaşı yıllarında bir süreliğine boş kalmıştır.



II. Dünya Savaşı yıllarında unun az olması nedeni ile bir süre simit yapımı yasaklanmıştır. Çok fazla uzun sürmeyen bu yasaktan sonra un üretiminin normal düzeye çıkması ile yapımı tekrar serbest bırakılmıştır.

II. Dünya Savaşı sonrası satışında farklı yöntemler denenmiş, poşet içerisinde ve farklı şekillerde satılmaya çalışılsa da lezzetinin bozulduğunun görülmesi üzerine tezgâhta simit satışına tekrar dönülmüştür.



Türkiye dışında hiçbir ülkede üretilmeyen simit, susam, un, maya ve pekmez den oluşur.



Üç türü var.



1-Taban simidi: Fırına tıpkı ekmek gibi kürekle atılır.



2-Tava simidi: Tavada pişirilir.



3-Kazan simidi: Az susamlı ve parlak görünüşlüdür.



Simidin rengindeki ve lezzetindeki fark, şehirden şehire değişmesi ise “pekmezleme” denilen aşamanın farklı uygulanmasından kaynaklanmaktadır.





“Pekmezleme işlemi İstanbul’da ‘soğuk’ olarak, Ankara, İzmir, Bursa ve pek çok diğer yörede ise genelde ‘sıcak’ olarak yapılır. Sıcak pekmezlemenin özelliği ise Pekmez ve su yaklaşık bire bir oranında karıştırılıp

bir kap içinde kaynatılır.Halka haline getirilip bağlanmış olan simitler önce bu kaynar pekmezli su içinde bir müddet ön pişirmeye tabi tutulur ve hemen ardından susama bulanıp fırına sürülür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder